Konstantinopol için orta çağ eskimişti artık. Sultan II.Mehmet ise henüz çok gençti. Genç sultan duygularında halis, inançlarında ise ciddiydi. Gündüzleri, geceleri rüyasından ayrılmayan İstanbul’u düşünüyordu. Düşlerini süsleyen katoliklerin yağmalayamadıkları, tüm dinlerin özgürce yaşayabildiği, sırların içi ile dışının dost olduğu bir dünya başkenti idi. Anadoludan gözlerini İstanbul’a dikti, bakışları buğlandı ve yeniden fetih hissiyatının heyecanı tüm ruhunu sardı. II.Mehmet hocası Akşemsettin’in duası ile birlikte fetih hazırlıklarını başlattı. Bu hazırlıkların sonucunda artık kendisine Fatih denilecekti.

Genç sultan, fetih için babasından miras kalan Anadolu Hisarı’nın hemen karşısına boğazın güvenliğinin sağlanması amacıyla Rumeli Hisarı’nın yapılmasına karar verdi. Anadolu Hisarı, Göksu Deresi’nin İstanbul Boğazı’na döküldüğü yere konuşlanmıştı. Boğazın en dar noktasında yer alan Anadolu Hisarı, Cenevizliler ve Bizans’la ortak hareket eden diğer kolonilerin geçişinin denetlenmesi için yeterli değildi. Bizans kuşatması sırasında boğaz güvenliği için hemen karşısına bir hisar daha yapılmalıydı. Bunun için yeterli zamanın olmadığını düşünen alimler Sultan Mehmet’i yeteri kadar tanımamaktaydılar.

Sultan Mehmet, şehzadelik döneminde Bizans surlarından gizlice getirtiği örnekleri Rumeli Hisarına model yapmış ve bizzat usta olarak inşaatta çalışmıştır. Bu durum inşaat çalışanlarının motivasyonlarını arttırıyor, çalışma azimlerini güçlendiriyordu. Böylesi bir kararlılıkla inşaat devam ederken Bizans durumdan rahatsız olmuş ve hisar inşasına müdahale etmek adına Osmanlı’ya elçiler göndermiştir. Sultan Mehmet hisar inşası devam ederken usta çadırında kalmaktaydı ve Bizans elçileri gördükleri bu manzaraya inanamamış, “Bizi yanlış anladınız, biz Osmanlı Padişahı ile görüşmek için geldik, bir inşaat ustasıyla değil.” demişlerdi. Karşılarında ihtişam içerisinde, ipek giysiler, mücevherattan takılar, etrafında kendisine pervane olan onlarca kişi beklerken temiz kıyafetli bir inşaat ustası görmüşlerdi.

Kendi kralları hiç taş taşımamıştı. Şaşkınlıkları doğaldı. Bu halet-i ruhiye ile ” Kralımız, hisar inşaatının durdurulması karşılığında Amcanız Orhan Bey’in masrafları için istediği üç yüz bin akçeden vazgeçebilir.” mesajını Osmanlı Sutanı’na ilettiler. Sultanın cevabı ise “Kendi topraklarımızdaki güvenliğimiz için bu hisar şart. Üstelik, kimse bizlerin iç işlerine karışamaz!” şeklinde kısa ve özdü.

Hisar inşaatı takip edilemeyecek hızda devam ediyordu. Başladığı günden altı ay sonrasında bitecek olan hisar için gündüzleri çalışan padişah, geceleri Konstantinopol kuşatması için stratejiler geliştiriyor ve araştırmalar yapıyordu. Konstantinopol’ün surları kalın ve yüksekti. Eski model toplarla dövülmesi çok zordu. Sultan, şehzade iken top dökümü üzerine eğitim almıştı fakat yeni nesil toplar için bilgisi yeterli değildi. Çok daha fazla çalışmalıydı. Yapması gerekenler, zamanından çok daha fazlaydı. İşini en çok kolaylaştıran şey ise ilme verdiği önemdi.

Sultan, Bizans’ta dop döküm hususunda ilim yahsis etmiş ve işin ehli olan macar asıllı Urban adındaki bir ustayı Bizans’tan getirtmişti. Urban, döküm çalışmalarında ciddi emek harcamış, topların gelişmesini sağlamıştı. Böylelikle toplar artık daha büyük ve daha uzun menzilliydi.

Osmanlı Padişahı çalışmalarını devam ettirirken gerçek ismi Doğu Roma İmparatorluğu olan Bizans da önlemlerini almaktaydı. Öncelikle surları güçlendirme çalışmasına başlandı. İmparator Konstantin, Sırp Kralı’nın kızıyla evlendi. Bu sayede Sırpların desteğini de yanına almış oldu.

Papa’dan yardım istemiş ve kendisine destek gönderilmişti. Bir yandan avrupadan yardım istemekte diğer taraftan da Osmanlı içindeki Bey’leri kışkırtarak Osmanlı İmparatorluğu’nun iç sorun yaşaması için uğraşıyordu. Sultan II.Mehmet’in amcası Orhan Bey’e Bizans’ı savunması için ordu tahsis edilmişti, şayet kuşatma başarısız olursa Orhan Bey elindeki ordu ile hükümdarlığa ortak olmak için Bizans tarafından Anadolu’ya gönderilecekti. Böylelikle Bizans uzun vadedeki planlarını da tamamlamıştı.

Tarih 6 Nisan 1453′ü göstermekteydi. Sultan II.Mehmet otağını Konstantinopolis önlerinde St. Romanüs Kapısı (şimdiki topkapı) yanına kurdu. Aynı gün Haliç’ten Marmara’ya kadar tüm Bizans kuşatıldı. Toplardan önce mehter takımının sesleri surları titretmekteydi.

Bizans olacakları içerden izlerken, Sultan Mehmet Konstantinopolis’e dışardan dikkatlice bakıyordu. Heyecanlıydı genç sultan. Karşısında tarihe hükmetmiş bir imparatorluğun son kalesi beklemekteydi. Belki de son demleriydi. Bu kaleyi Bizans tek başına savunmamaktaydı. Avrupa ve Hristiyan alemi de çağı değiştirecek savaşta Bizans’ın yanındaydı. Kaşlarını çattı sultan. Ellerini açtı ve dua etti. Arzusu tüm ruhunu sarmıştı. Onun bu tutkusu tüm osmanlıları sardı.
6 Nisan 1453′de, ikindi ezanından sonra ilk top atışları başladı. Toplar surları döverken, taarruz hazırlıkları yapıldı. Artık herşey tamamlanmalıydı. Son kontrollerden sonra Genç Sultan atıyla ordunun önünden geçerken onları cesaretlendiriyordu. Şimdi Baltaoğlu Süleyman bey ilk saldırı emrini Haliç’e girmek üzere aldı. Geriye tek bir adım atmaksızın Prens adalarını tek teke ele geçirildi. 9 Nisan’da başlayan, 40 saat kadar süren taarruz sonrasında Prens adalarının tamamı ele geçirilmişti. 11 Nisan sabah güneşin illk ışıklarıyla birlikte büyük surlar dövülmeye başlandı.

Gün boyu devam eden atışlar surlarda ciddi hasar oluşturdu ama bu gedikler büyük saldırı için yeterli değildi. Bir taraftan surlar dövülürken Osmanlı Donanması, Haliç’i koruyan donanmaya saldırdı. Bizans, Osmanlı Donanması’nın geçişini engelleyebilmek için Haliç’i demir zincirler ile örmüştü. Haliç’te bir yandan zincirlerin kesilmesi, diğer yandan da Bizans Donanması ile mücadele edilmesi gerekiyordu fakat bu taarruz başarılı olamadı. Haliç’in alınamaması Osmanlı Ordusu’nda moralleri bozdu. Bizans’a giriş adına Haliç anahtar önemi göstermekteydi. Genç Sultanın komutanları Haliç’e girmenin zaiyattan başka birşey getimeyeceğini düşünüyorlardı fakat Sultan Mehmet kararlıydı ve Haliç’e girilecekti.

22 Nisan Gece’si herkesi şaşırtan hadiseler yaşandı. Dolmabahçe’de demirlenen donanma, kızakların üzerinden yetmiş öküz ile çekilerek Haliç’e indirildi. Dünyada bir ilk yaşanmaktaydı. Genç Padişah’ın ufku, inancı ve tutkusuyla imkansız gözüyle bakılan şeyler teker teker gerçekleşmekteydi. Bunun olmayacağına inananlar ise Osmanlı’nın yeni padişahını tanımamaktaydılar. Gemiler karadan Haliç’e inmişti artık. Mehter takımının sesi tekrar yükseldi. Herkes artık daha fazla inanmaktaydı Konstantinopol’ün dünya başkenti olacağına.
Ayvansaray’dan Sütlüce’ye köprü kuruldu. Buradan Haliç surları ateş altına alındı. Artık İstanbul kapıları teker teker açılmaktaydı. Sabır ve inanç ile aşılan zorluklar yerini şükür ve tefekkürle sonuçlara bırakıyordu. Cenevizliler aracılığıyla Bizans İmparatoru’na şehri teslim etme çağrısında bulunuldu.

Teklifin kabulu halinde imparator serbestçe istediği yere gidebilecek, hazinesini yanında götürebilecek isteyenler de kendisine eşlik edebilecekti. Halkın can ve mal güvenliği temin edilecekti fakat imparator bu teklifi kabul etmedi. Ama artık o da sonucu görebilmekteydi. Şehrin içerisinde Hz.Meryem’in büyük boydaki tablosu gezdiriliyor ve şehir için dua isteniyordu. Kalabalıkla beraber ilerleyen tablo şehir meydanında yüz üstü devrilmesi üzerine halk içerisinde de korkuya yol açmıştı. Kısa süre içerisinde halk dağıldı ve meydan boşaldı.
Bizans halkı uzun zamandır sefalet içindeydi. Sebepler içerisinde devletin kötü yönetiminden, Avrupa’da Konstantinopol’ün paylaşılamamasına kadar birçok etken bulunmaktaydı. Son zamanlarda, Osmanlı’ya karşı Hristiyanları bir araya getirme denemesi olarak Ortadoks Bizans’ın Katolikleştirme çabası da katoliklerin Konstantinopol’ü yağmalaması ile sonuçlanmştı. Ortadoks papazı Osmanlı’nın Konstantinopol’ü almak için gelişini mutluluk ile karşılamış ve “Konstantinopol’de kardinal külahı görmektense Osmanlı sarığı görmeyi tercih ederiz!” demişti. Bizans aydınları, Osmanlı hoşgörüsünü bilmekteydiler. Bir yandan Bizans imparatorluğu’nun yıkılmasına üzülürken diğer taraftan Osmanlı yönetimine katılacakları için sevinmekteydiler.
Tarih 29 Mayıs 1453′e gelmişti. Bizans İmparatoru, Osmanlının 3. kez şehri teslim etme çağrısını da kabul etmemişti. Bizans artık son anlarını yaşamaktaydı. Birkaç saat sonra yeni bir çağ başlayacaktı. Fatih atının üzerinde doğruldu. Bizans’a son bir kez Bizans gözüyle bakıyordu. Ordusunun başına geçti. fetih konuşmasını tamamladı. Mehter takımının sesi Konstantinopol için son kez yükseliyordu. Zağnos Paşa komutasındaki ordu karadan ve denizden saldırıya geçti, Ulubatlı Hasan’ın Osmanlı Bayrağı’nı vücuduna saplanan oklara rağmen Bizans Surları’na dikmesiyle artık Konstantinopol fethedilmişti. Bizans savunması bu taarruza karşı koyamadı. Artık Bizans’ın yeni adı İstanbul’du.

Ümit Samimi



*** *** Rica*** ***

Merhaba, cep telefonları için bir uygulama yazdım. Uygulamamın başarılı olması için onu android marketten indirir misiniz? Kesinlikle virüs ya da benzeri tehlikeler içermemektedir.
Aslında faydasız bir uygulama da değil. Allah korusun, acil durumlarda kan ararsanız eğer, şehre ve kan grubuna göre kan arama uygulaması. indirmek için lütfen : tıklayınız

*** *** Rica*** ***