İstanbul merkezlerinin çok ötesinde ve birçok İstanbullunun yerini dahi bulamayacağı saklı bir tepededir Fatih Üniversitesi. Şehrin bunaltıcı gürültüsünden, stresinden ve yoğunluğundan uzakta genişçe bir alana yayılmıştır. Büyükçekmece’nin en yüksek kesitinde konaklayan kampüs, sabah akşam demeden Büyükçekmece Sahili’ni izler karlı gözlerle. Özellikle kışları uzaktan bakıldığında kampüse, bahardan kaçan, karların eşsiz saflığı ile süslenen duygusal bir havası vardır. Soğukça esen rüzgarlara sırtın dayar ve her bir öğrenci, kendisini ziyarete geldiğinde derince bir iç çeker, ısıtır içini ve usulca karlarını eritir. Malum, üniversite de bilir gelen her ziyaretçi çok uzak bir yoldan gelmiştir. Herkesi ayrı ayrı karşılar kapı girişinde okulun duygusal bakışları. Sanılır ki o her yerdeki kameralar güvenlik için oradalar ama aslında üniversite, öğrencileriyle hasret giderir o kameralar sayesinde. Neden bu kadar çok diye sorar zaten okula yeni başlayan öğrenciler üst dönemlere. O bakışların değerini ise en iyi mezun olanlar anlar.
Mühendislik, hukuk, fen-edebiyat, iktisadi ve idari bilimler fakülteleri, meslek yüksek okulu kardeşçe yan yana ve karşı karşıya dizilmiştir kampüsün içerisine. İlk sırayı mühendislik alır her zamanki fazla çalışkan haliyle. Diğer fakülteler şaşkınca izler mühendisliği. Durgun mavi bir yaşantısı vardır. Aynı zamanda kendinden fazlasıyla da emindir. Belki de sakinliğinin nedenidir özgüveni. Karşısında ise Fen-Edebiyat Fakültesi yer alır. Kiminin deneyleri, kiminin raporları, kiminin de yeni bir edebiyat dergisi çıkarma telaşı vardır. Hepsinin problemleriyle matematik bölümü uğraşır ama hiç bitmez bu koşuşturmaca. Bu ruh halleri komşularından olsa gerek hemen yanlarında Meslek Yüksek Okulu sıralanır. Bir an önce üniversiteyi bitirme acelesi vardır onlarda da. İki yıl bile onlara göre uzun bir zamandır. Üniversite de zaman geçirmek güzeldir ama bir an önce bitirmek daha faydalıdır derler hep. Meslek Yüksek Okulu’nun aksine de karşılarında duran İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi ne kazanılırsa üniversite de kazanılır şeklinde hemen cevap verirler. Gerçekten de birçok iş kurulur ikinci ve üçüncü sınıflarında. Öğrenci kulüpleri hiç boş bırakmazlar her hangi bir anı. Her gün değil her saat farklı bir etkinlikleri vardır. Zaten birçok kulübü Türkiye’nin en aktif kulüpleridir kendi alanlarında. Tiyatrolar, seminerler, futbol turnuvaları, kongreler, dergiler, eğitimler, yurt dışı gezileri, ve benzeri bir çok organizasyonla üniversiteyi hep farklı çatılar altında toplarlar. Bence hayata dair en çok tecrübe de buralarda edinilir.
Rektörlük ise en tepede bekler gece gündüz demeden. Rektörlük binası zaten okulun ağabeyi gibi hissettiği için kendisini, bir an olsun ayrılmaz okulun tepesinden. Aşağılara doğruysa sağlı sollu küçük kardeşler sıralanır. Önce okulun en sosyal yapıtı bekler bizi aşağıya doğru. Büyük konferans salonlarını, kafeleri, kulüp odalarını içerisine hapsetmiş bu mabede seksene yakın öğrenci kulübü aşıktır aslında. Hepsinin aklındaki düşünce bir sonraki görüşmedir. Bütün çalışmalarına katmak isterler o kocaman saf mabedi. Gerçi orası olmazsa eski dostu sahip çıkar kulüplere. Hem eski bir dosttur hem de samimi bir komşu. Komşu deyince öyle sıradan bir komşu değildir. Orası doksan dokuz basamak aşağıda koğuşlaşan okulun entelektüel mekanıdır. İçinde büyük bir kütüphane, kütüphanenin içinde de binlerce kitabı barındırır burası. Yeşillerin içinde, manzaranın eşiğinde okulun iftihar tablosudur. Bir de lakabı vardır D Blok adında. Öğrenciler için Deli Dolu bir yer olduğundan olsa gerek bu lakabı uygun görmüşler kendisine. İçerisinde ne ararsanız vardır. Koyu sohbetlerin yaşandığı, falların bakıldığı, derslere geç kalındığı ya da geç kalınan ders vakitlerinde gidilen kahve dünyasından karnını doyurmak isteyen öğrenciler için yemekhaneye, süsüne özen gösterenler için kuaförden vücut geliştirme ve spor merkezine, terziye, postaneye ve bankalara kadar her şeye sahiptir mini alış veriş merkezi havasındaki deli dolu bloğumuz. Buraya seyrek gelenler de var aslında. Doksan dokuz basamağı çıkmayı göze alamayan öğrenciler, yukarıdan izler sadece aşağıda yaşanılanları. Aslında merdivenlerin dışında birkaç yol daha var. Öğrenci yurtlarının dinlendiği tepeden dolanıp da yokuş çıkabilecek olanlar, temiz havada okulun içinde güzel bir tur atarak tekrar fakültelerin dizildiği o yoğun caddeye dönebilirler ama genelde bu alternatifleri deneyen öğrenciler derslerine geç kalır. D bloğun etrafını yeşillikler içindeki çardaklar süsler. Kışları, bir bardak sahlep ya da çayla ne dertler yakılır ayazda. Dudakların üzerinden hafifçe yükselen buharla birlikte söylenen iki çift söz kalıcı dostluklar kurar arkadaşlar arasında. Futbol ve basketbol sahaları, tenis ve voleybol kortları da kıskanarak izler burayı ve D Bloğu. Öğrencilerin kendilerine de bu kadar çok vakit ayırmasını dilerler. Umarım bir gün onların da duaları kabul görür.
Fatih Üniversitesi’nin bunca yapıtını bu kadar duygusal yapan yedi kıtadan yedi farklı tendeki öğrencileri olsa gerek. Malezya’dan Güney Kore’ye, İran’dan Afganistan’a, Arnavutluk’tan Makedonya’ya, Türkmenistan’dan Kazakistan’a, Kanada’dan Amerika’ya onlarca farklı ülkeden yüzlerce yabancı öğrenciyi kucaklamakta Fatih Üniversitesi.Bunca kültür her gün aynı sofrada toplanmakta ve değerler paylaşılmaktadır. Her gün bu sofradan dinlenilen onca hikaye var. İnci beyazı dişlerin süslediği siyahi yüzdeki sıcak bir tebessümle yarım yamalak Türkçe ile anlatılan yaşanmışlıklar, gözlerini doldurur dinleyenlerin. Her kültürden nice bayramlar kutladı bu üniversite. Her yöreden farklı taslarda ne çorbalar içti, ne yemekler yedi, ne özlü sözler dinledi. Ailesinin yanına gidemeyenlerin ailesi, ailesi buraya gelenlerin evladı oldu. Selam verene esenlik diledi, esenlik dileyene selam verdi. Farklılığın tanımını değiştirdi ve uçurumlara köprüler kurdu. Önce kardeş oldu sonra kardeş olmayı öğretti. Artık her öğretim dönemi daha da duygusal başlıyor. Her rengin ışığı farklı parlıyor. Her hikaye daha da tanıdıklaşıyor, içimizden bir parça haline geliyor. Hatta artık bizim hikayemiz diyebiliriz onların yaşadıkları için. İstanbul aksanıyla anlatılabilir kazak destanları, Anadolu şivesiyle okunabilir Tacik türküleri.
Fatih Üniversitesi’ndeki yabancı kardeşleriyle birlikte yabancılaşan, Türkiye aşkıyla dünyalı olan bir öğrencinin gözlemlediği Kardeşlik Üniversitesi’ni okudunuz.
Sağlıkla ve Dostlukla.
Ümit Samimi
Bu yazıyı beğendiniz mi ? :






*** *** Rica*** ***

Merhaba, cep telefonları için bir uygulama yazdım. Uygulamamın başarılı olması için onu android marketten indirir misiniz? Kesinlikle virüs ya da benzeri tehlikeler içermemektedir.
Aslında faydasız bir uygulama da değil. Allah korusun, acil durumlarda kan ararsanız eğer, şehre ve kan grubuna göre kan arama uygulaması. indirmek için lütfen : tıklayınız

*** *** Rica*** ***